Denizler dünyanın en zengin yaşam alanlarındandır. Bu heyecan verici zenginlik, kıyılardaki kumullardan, binlerce metre derinliğe kadar çok değişik canlı türlerini barındırmasından gelir. Denizlerdeki yaşamı öğrenmek uzun ve keyifli bir yolculuğa benzer. Her yaşam alanı kendine özgü bir yapıya, yaşam koşullarına ve bu koşullara uyum sağlamış bitki ve hayvan topluluklarına sahiptir.
Denizler ve okyanuslar dünya yüzeyinin yaklaşık %71’ini kaplar. Birçok bilim adamı, ilk canlıların 500 milyon yıldan daha uzun bir süre önce okyanuslarda ortaya çıktığı görüşündedir. Bu değerli alanları atıklardan kurtulmak için kullanan insan, okyanusları ve denizleri kirleterek aynı zamanda bu sulardan beslenen hemcinslerini zehirlemektedir. Kontrolsüz avcılık nedeniyle de birçok deniz canlısını yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Denizler ve okyanuslar binlerce yıldır insanlar ve diğer canlılar için önemli bir besin kaynağı, aynı zamanda insanlar için de geçim kaynağı olmuştur. Günümüzde dünyada 200 milyondan fazla kişi balıkçılık ve balıkçılıkla ilgili sektörlerden geçimini sağlamaktadır.
Balık avlama teknolojisi, büyük ağlar ve güçlü teknelerle, bir seferde daha fazla balık yakalanmasına olanak sağlayacak biçimde gelişmiştir. Bu nedenle dünya üzerinde çok fazla balık avlanmış ve denizlerde üreyerek neslini sürdürebilecek balık sayısında önemli bir düşüş yaşanmıştır. Aşırı avlanma, şu sorunları da beraberinde getirmektedir.
- Denizlerdeki besin ağının bozulması balıkla beslenen birçok deniz kuşu, yunus ve fok gibi türler için beslenme sorunu yaratmıştır.
- Ticari olarak avcılığı yapılmak istenen türler dışındaki fok, yunus, deniz kaplumbağası ve deniz kuşları gibi türler balık ağlarına takılarak ölmektedir. Bu tür akciğer solunumu yapan hayvanlar, denizde yaşamalarına karşın belirli zamanlarda deniz yüzeyine çıkarak hava almak zorundadırlar ve ağa takıldıklarında kısa bir süre içinde boğulmaktadırlar.
Her yıl çok yüksek miktarda kirletici madde deniz ve okyanuslara karışmaktadır. Ana kirleticilerden biri de petroldür. Petrol taşıyan tankerlerde oluşan ve petrol çıkartılan alanlardaki sızıntılar, kazalar ve kasıtlı boşaltmalar bu kirliliğin ana nedenleridir.
Deniz kuşlarının ölümünün en önemli nedenlerinden biri petroldür. Plankton, balık ve kabuklu deniz hayvanlarıyla, bunları yiyen hayvanlar ve insanlar da petrolden zehirlenebilir. Petrol, kıyıya ulaştığında kayaları ve kumu kaplayarak gelgit etki alanındaki doğal yaşamı öldürür.
Deniz ve kumsallardaki katı atıklar da her yıl çok sayıda deniz kuşunu, memeli hayvanı, deniz kaplumbağasını ve balığı öldürmektedir. Bu katı atıkların çoğu gemilerden bırakılır, bir bölümü de akarsular yoluyla taşınır.
Kanalizasyonlar aracılığıyla büyük miktarda evsel atık denizlere taşınmaktadır. Gömülü çöpler, bahçe ve tarlalarda kullanılan böcek ilaçları gibi maddeler de yeraltı suları yoluyla akarsu ve denizlere ulaşarak kirliliğe neden olabilir.
Deniz ve okyanuslardaki doğal yaşam, kirlenme ve besin ağının bozulması dışında birçok bilinçsiz uygulama nedeniyle de tehdit altındadır. Örnek olarak:
- Köpek balıklarının bazı türleri, beslenme ve spor amacıyla öldürüldüğü için nesli tehlike altındadır.
- Mercan ve kabuklu deniz hayvanlarının bazı türleri bilezik, kolye gibi süs eşyası yapmak için toplandığından sayıları çok azalmıştır.
- Deniz kaplumbağaları, bazı ülkelerde etleri ve kabukları için avlanmaktadır. Yumurtaları, yiyecek olarak satılmakta, aynı zamanda tesadüfi olarak balıkçı ağlarına takılmaktadır. Bu nedenlerle nesilleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
- Bazı balina türleri geçmişte yoğun olarak avlandıkları için sayıları oldukça azalmıştır.
Karadeniz’den, Marmara’ya, Ege’den Akdeniz’e kadar uzanan 8000 km’den uzun kıyı şeridiyle Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından çok değerli doğal yaşam ortamlarını barındıran bir ülkedir. Ülke nüfusunun yaklaşık %65’i kıyılara yerleşmiş durumdadır. Bu yerleşim, yoğun yapılaşmanın olduğu kentlerden, balıkçı köylerine kadar çeşitlilik göstermekte olup, tüm yerleşimlerin doğrudan ya da dolaylı olarak deniz ve kıyılar üzerinde etkileri olmaktadır.
1980’lerde liberalleşme politikalarının izlenmesi turizm yatırımlarının hız kazanmasına yol açmış; Türkiye, Akdeniz’deki diğer ülkelerle yarışır duruma gelmiştir. Girişimcilere verilen özel teşvikler sonucunda inşaatlar artarak dokunulmamış Akdeniz ve Ege kıyılarında büyük bir baskı yaratmıştır. Uzun vadeli planlar yapılmadan, altyapısı düşünülmeden gerçekleştirilen kitle turizmi, yatak kapasitesinin sürekli artırılması, yazlık evlerin pazarlanması, tatil köyleri deniz ve kıyılarımız üzerinde büyük tahribata neden olmuştur.
Deniz ekosistemine zarar veren bir başka unsur aşırı avlanma nedeniyle balık stoklarının azalmasıdır. Ayrıca gemi taşımacılığı denize bırakılan kimyasal ve/veya organik atıklar nedeniyle ekosisteme büyük zararlar verebilmektedir. Artan deniz taşımacılığı aynı zamanda limanların ve nakliye rotalarının çevresinde bulunan doğal hayat için tehdit unsuru oluşturmaktadır.