Yukarıda kısaca özetlenen doğal zenginliklerimiz günden güne azalıyor; çünkü İstanbul Avrupa'nın en hızlı büyüyen kenti. Bu da her yıl binlerce hektarlık yeni alanın konut, endüstri, altyapı, gibi nedenlerle işgali anlamına geliyor. İçtiğimiz su her gün biraz daha azalıyor, çevremiz biraz daha kirleniyor ve yaşanmaz hale geliyor.
Eğer bugün kentimizde son kalan doğal alanları koruyamazsak, önümüzdeki yıllarda bu alanlar da elden gitmiş olacak. Bu, yalnızca uluslararası öneme sahip doğal alanlarımızın kaybı olmakla kalmayacak, ender peyzaj değerlerin ve bugün rekreasyonel gereksinimlerimizi karşılayan alanların da yok olması anlamına gelecektir.
Oysa, doğal, tarihi, kültürel mirası ve eşsiz manzaralarıyla Dünya'nın en güzel kentlerinden biri olan İstanbul, Milli Park ya da Tabiat Parkı gibi bir doğa koruma alanı kurulması için gerekli potansiyele ve her türlü kaynak değerine fazlasıyla sahiptir. Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı konuğu ağırlayan İstanbul'da kurulacak çağdaş bir doğa koruma alanı, ülkemize en az bir olimpiyat ya da bir Ayasofya kadar prestij kazandırabilir.