WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), hazırladığı Baraj Gerçeği rehberiyle barajlara karşı olmadığının altını çizmektedir. Gelişmekte olan ülkemizin, su ve enerji ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Beklenen; yatırımların sosyo-ekonomik, çevresel, kültürel maliyetleri ve faydalarının da hesaplandığı ayrıntılı fayda-maliyet analizleriyle ülke için en uygun seçeneğin aranmasıdır. Bununla beraber yaygın ve yerleşik kanının tersine, ülkemizdeki barajlar ve baraj planları, tüm dünyada barajların en temiz ve en zararsız enerji kaynakları olmaktan çıktığı gerçeği de göz önünde tutularak yeniden değerlendirilmelidir. Bunun için WWF-Türkiye, baraj yatırımlarında dikkate alınması gereken risk, fayda ve maliyet analizleri konusunda karar vericilere bu ayrıntılı çalışmayı sunarak, karar verme süreçlerinde yeni yaklaşımı desteklemektedir.
Yazının Devamı
Golf turizmi son yıllarda özellikle ülkemizin Akdeniz kıyılarında giderek yaygınlaşmaktadır. Ülkemizde şu an altısı Antalya, Belek’te olmak üzere toplam dokuz golf sahası bulunmaktadır. Yatırımcılar tarafından ülkemizin golf turizmi açısından bakir bir ülke olduğu iddia edilmekte ve önümüzdeki dört yıl içinde 100 golf sahasının daha yapılması planlanmaktadır.
Yazının Devamı
Kuş gribinin sukuşları ve göçmen kuşlar aracılığı ile yayıldığı konusunda yaygın bir kanı bulunuyor. Halbuki WWF ve doğa koruma konusunda çalışan ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları kuşların ayrı göç dönemleri olduğunu ve iklim koşullarına göre şekillendiğini, salgının sorumlularının göçmen kuşlar olmadığını belirtiyor.
Yazının Devamı
Türkiye'de doğal yaşam ortamlarının devlet eliyle yok edilmesi ve buna olanak tanıyan yasal altyapının temelinde sıtma hastalığı yatmaktadır. Ancak 1950'li yıllarda Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiyesiyle bu hastalıkla mücadelede strateji değiştirerek, sivrisinek yerine sıtma plazmodyumu ile savaşa başlayan Türkiye, 1960'lı yılların başlarında sınırları içindeki son sıtmalı hastayı da tedavi ettikten sonra sulak alanların peşini bırakması gerekirken, bunu yapmamıştır. Sulak alanların korunmasına imkan tanıyan Ramsar Sözleşmesi'ne 1994'te Türkiye'nin taraf olmasından sonra kurutma işlemleri yavaşlamış olsa bile bu kez de sulak alanları besleyen akarsular üzerinde yapılan barajlar drenaj benzeri sonuçlara yol açmışlardır. Türkiye'de özellikle 20. yüzyılın son yarısında en fazla tahribe uğrayan ve önemi bir kısmını tamamen kaybettiğimiz doğal yaşam ortamlarının sulak alanlar olduğu söylenebilir.
Yazının Devamı
|