Uluslararası Adalet Divanı'ndan Tarihi İklim Kararı:Devletlerin Sera Gazı Emisyonlarına Karşı Yasal Yükümlülükleri Netleşti

Güncelleme Tarihi July, 30 2025

LAHEY, 23 Temmuz 2025 – Uluslararası Adalet Divanı (UAD), iklim krizinin derinleştiği bir dönemde, devletlerin iklim değişikliğiyle ilgili yükümlülüklerine ilişkin tarihi bir tavsiye kararı yayımladı. Bu karar, dünya genelindeki kırılgan topluluklar, ekosistemler ve türler için önemli bir umut ışığı niteliği taşıyor.

Divan, ilk kez devletlerin iklim sistemini korumaya yönelik özen yükümlülüğünü açıkça tanımlamış; ekosistemlere veya insan topluluklarına verilen zararın, onarım veya –onarımın mümkün olmaması halinde– tazminat yükümlülüğünü doğurabileceğini teyit etmiştir. Her ne kadar bağlayıcı olmasa da bu karar, yüksek düzeyde hukuki ve ahlaki otorite taşımakta; ulusal karar süreçlerine ve gelecekteki yasal düzenlemelere yön verecek güçlü ilkeler ortaya koymaktadır.

Kararın Öne Çıkan Noktaları ve Uluslararası Hukuki Yükümlülükler

  • Kapsamlı Sera Gazı Sorumluluğu: UAD, iklim değişikliğine neden olan insan faaliyetlerinin tamamını –fosil yakıtların çıkarılması, tüketilmesi, sübvanse edilmesi ve lisanslandırılması dahil olmak üzere– devletlerin sorumluluğunda değerlendirmiştir. Bu yorum, yalnızca tüketici değil, üretici ülkelerin de iklim sistemi üzerindeki etkilerinden sorumlu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Karar, küresel ısınmanın 1.5°C  ile sınırlanması hedefinin Paris Anlaşması ve uluslararası hukuka göre tüm devletletler için bağlayıcı bir yükümlülük olduğuna işaret etmektedir. Bu çerçevede  Paris Anlaşması kapsamında ortaya konan sera gazı azaltımı hedefleri (NDC'ler) mümkün olan en yüksek azmi yansıtmalı ve küresel ısınmanın 1.5°C ile sınırlandırılmasına katkıda bulunmalıdır. Azim seviyesi devletlerin takdirine bırakılmamıştır.
  • Sıkı Özen Yükümlülüğü: Divan, devletlerin kendi yetki alanlarındaki faaliyetlerin, diğer devletlere veya ulusal yetki dışındaki alanlara zarar vermemesi için azami özen göstermesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu yükümlülük, iç hukukta etkili çevre mevzuatı, idari kontrol mekanizmaları ve uygulama süreçlerinin oluşturulmasını gerekli kılar. Bu kapsamda ortaya konan tedbirler, iklim sisteminde önemli zararların önlenmesi için gerekli olan sera gazı emisyonlarının  hızlı ve sürekli azaltılmasını sağlamak üzere tasarlanmış düzenleyici azaltım mekanizmalarını içerir, ancak bunlarla sınırlı değildir. Uyum tedbirleri önemli zararların meydana gelme riskini azaltmalıdır. Geliştirilen kurallar ve tedbirler, Devletlerin yargı yetkisi veya kontrolü dahilindeki kamu ve özel sektör kuruluşlarının davranışlarını düzenlemeli ve bunların uygulanmasını sağlamak için etkili uygulama ve izleme mekanizmaları oluşturulmalıdır.
  • ÇED Sürecinin Güçlendirilmesi: Divan, iklim etkisi yüksek tüm faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) yapılmasının zorunluluğunu vurgulamıştır. Bu süreç, bilimsel verilere dayalı, kapsamlı ve iklimle ilgili etkileri açıkça analiz eden bir yapıda olmalıdır.
  • İklimle İlgili Uluslararası Anlaşmaların Bütünlüğü: BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), Paris Anlaşması ve Kyoto Protokolü’nün yanı sıra, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi gibi diğer çevre sözleşmeleri de iklim sistemini korumaya yönelik yükümlülükler içermektedir.
  • İnsan Hakları Boyutu: Karar, iklim değişikliğinin yaşam hakkı, sağlık hakkı, yeterli yaşam standardı ve özel hayatın gizliliği gibi temel insan haklarının kullanımını ciddi şekilde tehdit ettiğini ortaya koymuştur. Bu çerçevede, devletler etkili iklim eylemleriyle bu hakları güvence altına almakla yükümlüdür.
  • Devlet Sorumluluğu: UAD, sera gazı emisyonlarının dağınık doğasına rağmen, devletlerin sorumluluğunun belirlenebileceğini; zararla eylem arasındaki nedensellik bağının somut olay temelinde değerlendirileceğini belirtmiştir. Uluslararası hukuka aykırılık durumunda; ihlalin durdurulması, tekrarının önlenmesi ve tazminat (doğrudan telafi, parasal karşılık veya tatmin) gibi sonuçlar doğacaktır.

Kararın Bireyler Açısından Anlamı ve Sınırları

Karar, devletlerin yükümlülüklerini netleştirse de, bireylerin doğrudan Uluslararası Adalet Divanı’na başvurması mümkün değildir. Zira Divan yalnızca devletler arası uyuşmazlıklara bakar ve Türkiye, Divan’ın zorunlu yargı yetkisini tanımamaktadır.

Bununla birlikte, kararın sunduğu ilkeler –özellikle özen yükümlülüğü ve insan haklarıyla bağlantılı zararlar– iç hukuk yollarında ve bölgesel yargı mekanizmalarında (örneğin AİHM) bireysel davalarda güçlü dayanak olarak kullanılabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin KlimaSeniorinnen Schweiz v. İsviçre kararında olduğu gibi, uluslararası kararların birlikte değerlendirilmesi iklim adaletini güçlendirebilir.

Türkiye İçin Anlamı ve Çağrımız

Bu karar, Türkiye’nin çevre ve iklim politikaları açısından kritik bir eşiktir. Özellikle şu alanlarda değerlendirme yapılması gerekmektedir:

  • Fosil Yakıt Yatırımları ve Maden Kanunu: UAD’nin değerlendirmesi, fosil yakıtların çıkarılması ve tüketilmesinin engellenmemesini uluslararası hukukun ihlali olarak görmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’deki mevcut maden mevzuatının bazı hükümleri ile yeni termik santral projeleri (örneğin Afşin ek ünitesi) ve kömür sübvansiyonlarının; Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerle çeliştiği değerlendirilmektedir.
  • Doğal alanları madencilik tehdidine açan Torba Yasa ve Yangınlar: Son dönemdeki orman yangınları, ekosistemlerin dayanıklılığını ciddi biçimde zayıflatırken, doğal karbon yutaklarının kaybı sera gazı salımlarını daha da artırmaktadır. Bu koşullar altında, biyolojik çeşitliliğe yönelik riskleri artıracak ve izleme-denetim süreçlerini zayıflatacak olan, geçtiğimiz günlerde Meclis’ten geçerek kanunlaşan doğal alanları maden tehdidine açama tehlikesi olan torba yasa gibi düzenlemeler, UAD’nin kararındaki özen yükümlülüğüne açıkça aykırılık teşkil edebilir.
  • ÇED Mevzuatının Güçlendirilmesi: UAD kararına uygun olarak, yüksek emisyon potansiyeli taşıyan tüm projeler için daha sıkı, şeffaf ve bilim temelli bir ÇED süreci gereklidir. Mevcut düzenlemelerin bu standartlara uyumlu hale getirilmesi elzemdir.

Çağrımız

Türkiye, uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak, en yüksek azim seviyesini yansıtacak biçimde Ulusal Katkı Beyanı’nı (NDC) güncellemeli,

kömüre yönelik teşvikleri kaldırmalı, yeni kömürlü termik santral planlarını iptal etmeli, başta kömür olmak üzere fosil yakıtlardan çıkışa dair bir plan ortaya koymalı, kömürden çıkış sürecini hızlandırmalıdır.

Enerji ve maden projeleri de dahil olmak üzere, korunan alanlar, ormanlar, sulak alanlar vb. önemli doğal alanların bozulmasına yol açacak müdahalelere izin veren düzenlemeleri iptal etmeli çevresel etkileri yüksek yatırımlar konusunda daha sıkı yasal önlemler almalıdır.

WWF-Türkiye olarak; kamu kurumları nezdinde yürüttüğümüz tüm politika savunuculuğu faaliyetlerinde bu kararı hukuki dayanak olarak kullanacak, özellikle:

  • Kömürden çıkış stratejisi,
  • Türkiye’nin iklim hedefinin sera gazı emisyonlarının bugünden başlayarak azaltılmasını öngörecek biçimde NDC'lerin 1.5°C hedefiyle uyumlu hale getirilmesi,
  • Yeni kömür yatırımlarının durdurulması ve kömürden adil bir çıkışın planlanması,
  • Maden izinlerini içeren torba yasanın iptali ve
  • İklim Kanunu’nun güçlendirilmesi ÇED süreçlerinin iklim kriterleriyle uyumlaştırılması

konularında çağrılarımızı yineleyeceğiz.

Bu karar, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda etik bir sorumluluğu da hatırlatmaktadır: Gezegenimizin sağlığı için şimdi, hep birlikte harekete geçmeliyiz.

Not: Bu karar, UAD'nin bağlayıcı bir yargı kararı değil; Genel Kurul'un başvurusu üzerine verilen tavsiye görüşüdür. Ancak uluslararası hukukun gelişimi ve yorumlanması açısından yüksek etkili bir referans niteliğindedir.

Yazar:

Ozan Ozanoğlu, Tanyeli Behiç Sabuncu

Uluslararası Adalet Divanı'ndan Tarihi İklim Kararı:Devletlerin Sera Gazı Emisyonlarına Karşı Yasal Yükümlülükleri Netleşti
© WWF-Türkiye

FAYDALI BİLGİLER