Avcılık Duruş Metni

Güncelleme Tarihi 03 March 2022

WWF tarafından yayımlanan Yaşayan Gezegen Raporu, 1970’den bu yana dünya genelinde omurgalı tür popülasyonlarının ortalama %68 azaldığını, en büyük kaybın ise %84 ile sulak alan türlerinde yaşandığını ortaya koyuyor ve bu kaybın içinde su kuşları da yer alıyor . Aynı rapora göre, bugün dünyadaki memeli ve kuş biyokütlesinin yüzde 90’dan fazlası evcil hayvanlardan oluşuyor. Karaların %75’i, denizlerin %60’ı insan tarafından değiştirilmiş durumda. 1992 Rio Konferansı’ndan bu yana gösterilen doğa koruma çabalarına karşın biyolojik çeşitlilikteki düşüş eğilimi hala tersine çevrilemedi. Gezegenimizin tarihinde insanın doğa üzerinde bu kadar baskın olduğu bu dönem yaşanmadı. Ülkemizde de başta sulak alanlar olmak üzere yaban hayatına yuva olan ormanlar, makilikler, fundalıklar, meralar, bozkırlar gibi birçok doğal yaşam ortamı çeşitli sebeplerle ekolojik yapısını ve biyolojik değerlerini hızla kaybediyor. Avlanma baskısıyla yaban hayvanlarının popülasyonları hızla azalırken, tehlike altındaki türlerin sayısı artıyor. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) verilerine göre ülkemizde küresel düzeyde tehlike altındaki tür sayısı son 10 yılda dört kat artarak 400’e ulaşmış durumda. Yaşam ortamlarının tahribi, aşırı avlanma, zehirli maddeler, yüksek gerilim hatları, her geçen gün yaban hayvanları için hayatı daha da zorlaştırıyor. Raporlar, yaşamakta olduğumuz salgın krizinin kökeninde de insanla yaban hayatı arasındaki ilişkinin yanlışlığına (özellikle avcılık, yabani hayvan ticareti) ve son zamanlarda ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklar arasında, yaban hayatı kökenli zoonozlara dikkat çekiyor. Günümüzde artık bir ihtiyaç olmaktan çıkmış ve biyoçeşitlilik kaybının en önemli nedenlerinden biri haline gelmiş avlanma faaliyetlerine ve doğal yaşam ortamları (habitatlar) üzerindeki tahribata artık son vermenin zamanı geldi.
Türkiye’de Yaban Hayatı
 
Araştırmalar ve gözlemler, dünyada ve ülkemizde her gün ağırlaşan ekolojik koşullara karşı daha kırılgan hale gelen yaban hayvanı popülasyonlarının aşırı avlanma ve ticaret nedeniyle hızla azaldığını göstermektedir. Doğal yaşam ortamlarının yol ve enerji ağları, taş ve maden ocakları, enerji santralleri, ormancılık, yangınlar, tarımsal ve rekreasyonel faliyetlersebebiyle parçalanması/bozulmasının yanısıratrafik kazaları, elektrik çarpması, vahşi köpek saldırıları, zehirlenme gibi olaylar da yaban hayvanları için hayatı daha da elverişsiz hale getirmektedir. İnsan ile yaban hayatı arasındaki yanlış ilişki artık yalnız hayvanları değil zoonozların (yaban hayatı kaynaklı hastalıklar) artmasıyla biz insanları da olumsuz etkilemektedir. Bütün bu tehdiler arasında, Türkiye’de biyoçeşitliğin üzerindeki baskılardan biri olan av baskısı artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiştir.
 
  • Yaban hayvanı popülasyonları ile ilgili verilerin yetersiz olduğu,
  • Avcılık belge sayısının ve ruhsatsız ateşli silah kullanımının yaygınlaştığı; yasa dışı ve kayıt dışı avcılık ile  av köpeği kullanımının arttığı;
  • Yasa dışı yollarla, kazalarla ve yangınlarla hangi türden, cinsiyet ve yaştan ne kadar canlı bireyin öldürüldüğüne dair sağlıklı verilerin bulunmadığı,
  • Başta sulak alanlar olmak üzere, doğal yaşam ortamlarının ve canlı popülasyonlarının hızla kayba uğradığı,
  • Popülasyonlar düşerken, avcılık kotalarının günümüzde yükseldiği,
  • Yasa dışı avcılığın önlenmesi için her bölgede yeterli kolluk kuvvetinin ve yeterli sayıda fahri av müfettişinin olmadığı, olanların ise bu görevi yeteri kadar yerine getiremediği,
  • Avlanma ile ilgili kararların 4 doğa koruma STK’sı, 2 bilim insanı ile temsil edilen çoğunluğun avcılardan oluşan 25 kişilik MAK’da alındığı,
  • Av ve Yaban Hayvanlarının ve Yaşam Alanlarının Korunması, Zararlılarıyla Mücadele Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğinde “insan canı ve malına zarar veren” yaban hayvanlarının her türlü ateşli silah ve men edilen avlanma yöntemleriyle öldürülmesine izin verildiği,
  • Toplumda doğa koruma bilincinin ve yaban hayvanlarının hakkını koruyacak gücün yeterli seviyede olmadığı,
  • Avcılığın bir ihtiyaç olmaktan çok hayvan öldürmeye dayanan bir hobi olduğu
 
günümüz koşullarında artık yaban hayatının sürdürülebilir geleceğinden söz edilmesi mümkün değildir.
 
Türkiye’de Avcılık
 
Türkiye’de kara avcılığı, 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu hükümlerine göre Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilmektedir. Bununla birlikte, yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamları ile birlikte korunması, geliştirilmesi, avlanmanın kontrol altına alınması, avcılığın düzenlenmesi, ilgili paydaşlarla koordinasyon sağlanmasını; hayvanların rahat yaşamlarını,iyi muamele görmelerini  ve en iyi şekilde korunmalarını sağlamak amaçlarını taşıyan dört kanunla birlikte çok sayıda uluslararası sözleşme, yönetmelik, talimattan  oluşan bir yasal araç seti yürürlüktedir.[1] Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2019 Faaliyet Raporuna göre ülkemizde 1.132’si Devlet Avlağı, 1.031’i Genel Avlak, 43’ü Örnek Avlak, 2’si Özel Avlak olmak üzere toplam 2.208 avlak, 13 Yaban Hayvanı Üretme İstasyonu, 82 Yaban Hayatı Geliştirme Sahası bulunmaktadır. 10 memeli, 103 kuş olmak üzere toplam 113 tür av hayvanı olarak belirlenmiştir.
 
Ülkemizde halen Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Avbis sistemine kayıtlı 300 bin’e yakın avcı bulunmaktadır. Kesin veriler olmamakla birlikte, ülkemizde kaçak avlanan insan sayısının bunun 3-5 katına ulaştığı edilmektedir. Bununla birlikte, doğal yaşam alanlarının giderek daralması ve bozulması hemen her türden yaban hayvanı popülasyonunun hızla azalmasına sebep olmuş, son zamanlarda artan yaban hayvanı kökenli hastalıklarla birlikte avcılık dünyada ve ülkemizde yeniden tartışılır hale gelmiştir. Çok eski zamanlarda beslenme amacıyla yapılan avcılık, günümüzde büyük bir ekonomik güç haline gelen silah sanayii tarafından desteklenen ve özendirilen; içerisinde doğada zaman geçirme, eğlence, spor gibi etkinliklerin yer aldığı hobiye dönüşmüştür. Geçmişte okla ve ağızdan dolma tek atışlı silahlarla yapılan avcılık bugün öldürücü etkisi yüksek, uzak mesafelerden çok sayıda atış yapabilen silahlarla, teknolojik araç ve tuzaklarla gerçekleştirilebilmektedir.Eskiden yaya olarak büyük zorluklarla erişilebilen av alanlarına günümüzde yapılan yollar ve arazili araçlar sayesinde kolayca erişilebilmektedir. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün “ülkemizde av turizmine konu türler” hakkındaki aşağıdaki verileri de Türkiye’de avcılığın sorgulanmasına yönelik görüşleri destekler niteliktedir.
 
Av Turizmine
Konu Türler
Ülkemizdeki Tahmini Popülasyon Büyüklüklüğü Olması Gereken Popülasyon Popülasyon
 Eksikliği
Yaban Keçisi 35.000 280.000 %87,5
Karaca 15.000 600.000 %97,5
Kızıl Geyik 7.000 125.000 %94,4
Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi 5.000 120.000 %96,0
Ceylan 2.000 30.000 %93,0
Yaban Koyunu 1.380 30.000 %95,0
Alageyik 500 100.000 %99,5
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
            
 
Yaban hayatına da yaşam hakkı tanıyan yeni bir anlayışa acil ihtiyaç var
 
Sağlıklı bir yaban hayatının ekolojik değerleri ve toplumsal faydaları, kara avcılığı ile elde edilecek ekonomik getirilerle kıyaslanamaz. WWF tarafından yayımlanan 2020 Yaşayan Gezegen Raporu, omurgalı tür popülasyonlarının son 50 yılda ortalama %68 azaldığını ve bütün çabalara rağmen biyoçeşitlilik kaybının durdurulamadığını ortaya koymaktadır. Türkiye’de av turizmine konu olan türler arasında bulunan Karaca, Geyik, Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi, Ceylan, Yaban Koyununda popülasyon kaybı %90’ın üzerindedir; Alageyik için bu oran %99’a varmıştır. Bu durum bize ülkemizde de yaban hayatı için alarm zillerinin çaldığını göstermektedir. Yaban hayatı kökenli hastalıkların yaygınlaşarak pandemilere dönüştüğü ve avcılığın  bir ihtiyaç olmaktan çıkıp biyoçeşitlilik kaybının en önemli nedenlerinden biri haline geldiği günümüzde bütün dünya, geçmişteki hataları ve salgın sonrası süreci yeniden tartışmaya başlamıştır. Ülkemizde de artık bazı uygulamaları gözden geçirmenin zamanı gelmiştir. Gidişatı  tersine çevirmek için önümüzdeki on yıl son şansımızdır ve  2020 yılı, sürdürülebilir geleceğimiz için tarihi bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Bu kritik dönüm noktasında, Doğa ve İnsan İçin Yeni Bir Başlangıç yapma adına her türlü karasal avcılık faaliyetine ve doğal yaşam ortamları (habitatlar) üzerindeki tahribata artık son verilmelidir.
 
[1] Kanunlar: Kara Avcılığı Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Orman Kanunu, Çevre Kanunu
  Sözleşmeler: Ramsar, Bern, CITES, Biyolojik çeşitlilik, Avrupa Hayvan Hakları Sözleşmesi, vb.

FAYDALI BİLGİLER